Pazar, Mayıs 19, 2024
Ana SayfaGündemHam, vahşi ve yeni

Ham, vahşi ve yeni

Cuma günü “In Times New Roman…” adlı yeni albümünü Matador Records etiketiyle, Türkiye’de GRGDN Müzik temsilciliğiyle yayınlayan efsanevi grup Queens of the Stone Age’ten (QOTSA) Dean Fertita ile birlikteyiz. Zaten çok güçlü olan diskografilerine gururla ekleyecekleri şahane bir albüm yapmışlar, bir yandan da turneleri başladı ve dünya çapında çok yoğun bir albüm tanıtım dönemindeler. Dean’i tüm bu koşuşturmacanın içinde yılgın bir halde bulmayı umuyordum, aksine son derece enerjik, heyecanlı, gördükleri ilgiye, sevgiye dair minnettar ve genel olarak çok sevecendi. Daha önce bir defa Jack White ile sahne aldığı Türkiye’deki dinleyicileri çok özlediğini, bir an önce QOTSA ile de gelmek ve burada çalmak istediklerini söyleyerek memlekete sevgilerini gönderdi. 

Merhaba Dean. Bu röportajı okurlarken In Times New Roman…” iki gündür yayında olacak tabii fakat albümün dinleme linki birkaç haftadır elimde ve durup durup dinliyorum. Samimiyetle söyleyebilirim ki çok heyecan verici, elinize sağlık öncelikle.

Ah, öyle mi? Çok teşekkürler.

Öncelikle yeni albümünüzün hikayesine dair yorumunu kısaca alabilir miyiz?

Dünyada olup biten şeyler ve üzerimize çöken huzursuzluk her anı, her alanı kuşattığında birbirimize sahibiz, değil mi? Eğer bir şeyler yapmaya devam edeceksek, çevremizdeki negatifliklere dair elimiz kolumuz bağlıysa, gelin birlikte hareket edelim. Çünkü bu çatı altında herkes güvende. Bir konsere geldiğinizde, kimse kimseyi incitmediği sürece, ışıkları söner, istediğinizi yapabileceğinizi bilirsiniz, bir ailenin parçası olursunuz. Bu zaten Queens’in alt kültürü. Benim açımdan albümün arkasındaki fikir bu.

Bu albümü dinlediğimizde büyük oranda köklerinize ve Queens of the Stone Age sound’una sadık kaldığınızı görüyoruz. Dinleyici perspektifiyle bu çok sevindirici bir şey tabii ki fakat son albümden bu yana geçen uzun sürede diğer pek çok grubun da yaptığı şekilde, örneğin müziğinize daha elektronik elementler eklemek gibi radikal değişiklikleri değerlendirdiniz mi merak ediyorum.

Yeni bir kayıt için bir araya geldiğimizde öncelikle neyi neden yaptığımıza dair bir fikrimiz olması gerekiyor. Bence başlarken bildiğimiz tek şey, yeni albümün hissinin hayatlarımızda, dünyada olup bitenlere ve bizim nasıl hissettiğimize dayanacağıydı. Oldukça ham ve vahşi tınlayacağı en başından belliydi diyebilirim, bu anlamda kesinlikle eski Queens kayıtlarıyla bir bağı var. Bir yandan da yeni albümle birlikte hepimiz yeni alanlara girmeye çalışıyoruz. Böylece bir tanıdıklık hissi olsa da duyduğunuz şey eskinin birebir tekrarı değil bence. Bu albümde bu anlamda iyi bir iş çıkardık gibi hissediyorum.

Sen de dahil multi-enstrümantalistlerin olduğu bir grupsunuz. Müzikal yaratım süreçleriniz nasıl geçiyor?

“In Times New Roman…” dahil olmak üzere, üretim sürecinin bir parçası olduğum üç kayıtta da benzer bir gidişat takip ettik. Fikirler bizden Josh’a (Homme), sonra Josh’tan bize gider gelir. Bir süre sonra Josh bir şeyler getirir, şarkıları öğreniriz, birlikte çalmaya başlarız. Bu sefer de çalışmaya başlamadan önce Josh’ın evinde demolar yaptık. Ana fikirler genellikle ondan geliyor. Gerçekten herkesin fikirlerini filtreden geçirebiliyor. Bu albüm, bugüne kadar en zahmetsizce işbirliği içinde olarak yaptığımız şey oldu diye düşünüyorum. Bence herkesin kişiliğini temsil ediliyor. Bizim kimin ne çalacağına, nasıl çalacağına dair kurallarımız yok. “En iyi fikir kazanır” gibi bir noktadayız. Yani hepimiz elimizdeki şeyi daha iyi hale getirmenin yollarını arıyoruz.

QOTSA kapakları, videoları, merch’leri, tüm görsel dünyası her zaman çok iddialı olmuştur. In Times New Roman… yine etkileyici bir görsel dünyayla bizi karşılıyor. Müzikal kararlarda olduğu gibi albümün görsel dünyasına dair kararlara hepiniz dahil oluyor musunuz?

Hepimiz sürecin içindeyiz evet. Yani mutlaka her kararda ekip olarak hemfikir oluyoruz. Albüm tanıtımı için izlemesi birbirinden güzel çok fazla görsel üretiliyor. Bu süreçte birlikte çalıştığımız arkadaşlarımızı Troy’un (Van Leeuwen) birkaç yıl önce bir süre birlikte çaldığı The Armed adlı bir gruptan dolayı tanıyorduk. Onlar da benim gibi Detroitli olduğu için birlikte çalışıyor olmamız beni çok mutlu ediyor. Bizim önerilerimizin bazılarını değerlendirdiler ve uyguladılar. Albümün tanıtımında kullanabilmemiz için harika görseller hazırladılar. Üzerine çalıştığımız bir şeyin bambaşka bir üretime ilhan olmasına şahit olmak her zaman çok zevkli bizim açımızdan.

SOLO ÇALIŞMALAR

Seni kayıtlarında veya turnelerinde yer aldığın çeşitli başka gruplarda da gördük kariyerin boyunca. “Tropical Gothclub” adıyla solo çalışmalarını da yayınladın. Bu solo kariyer ve diğer kariyerler grup ile olan dinamiği nasıl etkiliyor? Ayrıca solo işler yayınlamaya devam edecek misin?

Aslında o yayınladıklarım demoydu sadece. 2020’nin başlarında, Nisan sonu veya Mayıs başı gibi ve yeni bir kayıt üzerine çalışalım istemiştik, ondan da yaklaşık bir ay önce, The Dead Weather’dan Allison’la (Mosshart) mesajlaşıyoduk, ne yapsak diye konuşuyorduk. Net bir hedefimiz olmadığı için yer yer başka bir noktada sona ereceği beklentisiyle tam anlamadığım bir sürü şeyden geçtim. Oturup “Evet şimdi albüm yapıyorum.” diyerek ele aldığım bir süreç olmadı yani. Grupla birlikte çalışmadığımız zamanlarda hepimizin yaptığı bir şey, hala o bütünlüğe katkıda bulunmanın yollarını aramak. Tek başınayken kendini ifade edişini Queens’e kolayca geri getirmenin bir yolu bence ve grup olarak birlikte bu kadar iyi çalışmamızın büyük bir nedeni de hepimizin böyle ayrı pratikleri olması.

Kimi müzisyenler kayıtta, stüdyoda daha rahat hisseder, kimileri sahnede. Senin için ağır basan bir taraf var mı?

Bu biraz döngüsel bir şey. Kayıtta olmayı seviyorum ama ne yazık ki devamlı üretim halinde olmak diye bir gerçeklik yok. Asıl zorluk, üretim zamanındaki duyguyu korumak, uzun bir süreler boyu seyirciyle karşılıklı bu duyguyu sürdürmeyi sağlamak. Bazı albümlerin turneleri iki yıl sürdü, iki yıl boyunca aynı heyecanı ayakta tutmak kolay değil. İki yönünü de seviyorum ama sanırım bir seçim yapmam gerekseydi kaydı seçerdim çünkü kayıtlar sonsuza kadar kalıyor.

Haziran-Ekim arası devam edecek bir turne programı duyurdunuz. Turdaki modunuz nasıl?

Sahnede olmayı kesinlikle hala seviyorum, konserleri dört gözle bekliyorum. Grup olarak asla yapmadığımız tek şey kolaya kaçmak. Bu durum turne için de geçerli. Her gece farklı bir konser verdiğimizden emin olmak istiyoruz. Şarkıların sahnedeyken büyümesi, doğaçlamalar için fırsatlar bulmak, bunları yapabilmek hala çok motive edici. Keşke Türkiye’ye gelseydik. 2014’te orada Jack White ile çalmıştık ve harikaydı, çok sevmiştim. Oraya gelmenin bir yolunu bulmak istiyoruz.

Türkiye’nin güncel hali pek çok şeyden mahrum olmamıza sebep olabiliyor. Queens of the Stone Age konseri de bunlardan biri. Umarım bir gün kavuşuruz.

Neler oluyor tam bilemiyorum tabii. Sadece oraya geri gelmeyi çok isterim. Ve biliyorum ki bir noktada birbirimizi bulacağız.

Bir sonraki soru benim kişisel merakım. Ve bunu sohbet ettiğim her müzisyene veya gruba sormaya çalışıyorum. Müzisyenlerin işin her aşamasıyla daha çok ilgilenmesi gereken bir dönemdeyiz. Müzik sektörü ile ilgili konularda düşünen biri misi yoksa sadece müziğini üretmeye, icra etmeye mi odaklanmayı tercih eden birisin bilmiyorum ama majör bir plak şirketiyle çalışmamanın sizin için ne anlama geldiğini merak ediyorum. Matador tabii ki büyük bir bağımsız, yine de bağımsız bir şirketle çalışma kararınız kariyerinizi pozitif veya negatif yönde etkiledi mi sence?

Pozitif! Matador ile ilişkimiz harika. Birbirimizi tamamen anlıyoruz. İşimizi yaparken birbirimize güveniyoruz. Aslında gerçekten isteyebileceğiniz tek şey, fikirlerinizi istediğiniz şekilde ifade etme özgürlüğüne sahip olmak ve bunun desteklendiğini bilmek. Başka bir yerde olmak isemeyiz. Umarım Matador da bizim için aynı şeyi düşünüyordur. 

Son zamanlarda ne dinliyorsun? Bizim önermek istediğin şeyler var mı?

Kayda girdiğimiz zamanlarda kendimi dünyadan soyutluyorum. Şimdi tekrar yeni şeyler keşfetmek eğlenceli olacak. Geçen gün King Gizzard’ın yeni şarkılarını dinledim, her zamanki gibi çok güzeldi. Genelde arkadaşlarımın yaptığı işleri yakından takip ederim, çevremdeki insanlardan çok ilham alıyorum.

ROCK YÜKSELİYOR MU?

Bir arkadaşımın özel ricasıyla bu soruyu ileteceğim. Rock sound’u son yıllarda önlenemez şekilde tekrar popülerleşiyor. Sence spesifik olarak Stoner tekrar yükselişe geçer mi?

Bunu yapan çok az kişi kaldık gibi hissediyorum. Şu anda o meşaleyi taşıyan herhangi biri bazı ateşler yakabilir ve insanların dikkatini çekebilir umarım.

Son olarak, istediğin gibi kullanabileceğin boş bir sorum var. Konuyla ilgili, ilgisiz, kendine sorulmasını istediğin bir şeyle ilgili konuşabilirsin. Hatta sır vermek falan istersen de ver çünkü Türkiye o kadar içine kapalı bir pazar ki buradan dışarı bir dedikodu sızmaz, hiç merak etme.

Aslında tam burada söylenecek ne var biliyor musun? Şimdiye kadar yaptığımız tüm bu röportajları yapmanın gerçekten çok güzel olduğunu söylemeliyim. Dünyanın dört bir yanından konuştuğumuz insanlar sorularında hep çok düşünceli davrandılar. Konuştuğumuz insanlarda bu anlayışı görüp bir yakınlık hissetmek bence hepimize çok hoş hissettiriyor. Tekrar böyle sıcak karşılanmak harika bir duygu. Sanırım şu anki en büyük çıkarımım bu çünkü neye geri döndüğümüzü, beş yıl aradan sonra insanların bizi umursayıp umursamayacağını bilmiyorduk. İnsanlar seni isteyip istemediğini bilmezden albüm çıkarıp böyle hoş karşılanmak çok ama çok güzel.

İçten cevabın için teşekkür ediyorum. Böylece sona geldik. Zaman ayırdığın için ve tabii ki bu aşırı iyi albüm için tekrar tekrar çok teşekkürler ve görüşmek dileğiyle.

Umarım oraya gelebiliriz. Çok teşekkürler.

En Son Okunanlar

En Çok Okunanlar