Ana SayfaDünyaAnaliz: İsveç, Türkiye ve NATO

Analiz: İsveç, Türkiye ve NATO

İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliği sürecinde yaşananları ve Türkiye’nin pozisyonunu Osman İkiz, Stockholm’den değerlendirdi.

Avrupa Birliği (AB) liderleri, Aralık 2002’de Kopenhag Zirvesi’nde toplandı. Bir yıl önce Helsinki Zirvesi’nde aday üye statüsü verilen Türkiye üyelik müzakerelerinin 2003’te başlaması için liderlerle yoğun görüşmeler sürdürüyor. AB liderleri, 2003’e razı değil. Yunanistan Başbakanı Kostas Simitis, önce Kıbrıs sorununun çözülmesini istiyor. İtalya Başbakanı Silvio Berlusconi, Tayyip Erdoğan’ı 2004’e ikna etmeye çabalıyor. Tayyip Erdoğan, AB liderlerinin oyalama taktiklerine çok kızıyor. Zirveyi bırakıp Türkiye’ye dönmeye niyetli. AB Dönem Başkanı Anders Fogh Rasmussen, arkadaşlarıyla bir odaya çekilmiş çözüm arıyor. Arkadaşlarına dönerek “Önce konuşalım, sonra uyutalım” diyor. Uyutuyorlar da. 20 yıl önce Kopenhag’da olanlar, AB’nin ve genel olarak Batı’nın Türkiye ile ilişkilerinde öteden beri uyguladığı taktiğin özeti gibi. 

Aylardan beri İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliği için Türkiye’nin ileri sürdüğü şartlar konuşuluyor. İsveç NATO üyeliği için başvurunca önüne kırmızı halılar serilerek hemen buyur edileceğini umuyordu. Türkiye’nin şartlar ileri sürmesi ülkede şok yarattı. Dünyanın kendi etraflarında döndüğünü zanneden İsveç halkı için NATO üyeliğinin Türkiye’nin onaylamasından geçtiğini kabullenebilmek aşağılanmak gibi bir şeydi. Zaten o günlerdeki dışişleri bakanı da bu düşünceyi yansıtırcasına konuştu, “Türkiye bizimle iyi geçinse iyi olur. Büyük devletler bizi destekliyor” ifadesiyle tehdit dili kullanmaktan kaçınmadı. Aynı bakan, daha önce odasında gerilla kıyafetli Kürt kızlarıyla poz verirken de pek mutluydu. 4-5 yıl önce terör örgütü PKK’nin Stockholm’deki bir toplantısında sahneye çıkıp “Sizin arkanızdaki güveneceğiniz dağ benim. İşte size 330 milyon dolar. Daha da vereceğim” diyen de aynı bakandı. Dünya gerçeklerinden bu kadar uzak bir halkın düşünce ve davranış biçimi 213 yıldır savaş görmemesiyle refah içinde yaşamasıyla açıklanabilir mi?

KÜÇÜK AMERİKA 

ABD Başkanı Barack Obama iki günlük ziyaret için 4 Eylül 2013’te İsveç’e geldi. İsveç’in yazılı basında amiral gemisi kabul edilen Dagens Nyheter gazetesi birinci sayfasını tümüyle bu ziyarete ayırdı. Manşet şöyleydi: “Küçük Amerika’ya Hoş Geldin Başkan.” Başyazının iri puntolu paragrafında da şöyle deniyordu: “İki ülke arasında önemli politik ve kültürel farklılıklar olsa da İsveç, Avrupa’nın en Amerikanlaşmış toplumudur.”

Bu kadar açık sözlülüğe diyecek bir şey yok. ABD sinemasıyla, kültürel etkinlikleriyle, NATO bağlantısıyla zaten birçok ülkeyi Amerikanvari yaşama alıştırdı. 35 milyon İsveç kökenlinin yaşadığı ABD ile aşk düzeyindeki bu bağlılık o yüzden şaşırtıcı değil. Kaldı ki İsveç’in ABD’yle bağlantısı bu kadar da değil.

İSVEÇ’İN GİZLİ BAĞLANTILARI

Güvenlik konularında uzmanlaşmış araştırmacı gazeteci Mikael Holmström, “Gizli İttifak-İsveç’in Gizli NATO Bağlantıları” adlı kitabında Stockholm’ün II. Dünya Savaşı’ndan sonra NATO’ya sadık bir üye gibi hizmet ettiğini anlatıyor. Bütün dünya İsveç’i tarafsız zannederken halkı da tarafsızlığıyla övünürken meğer Stockholm, NATO’nun üyesi gibi hareket ediyormuş. Yani şimdi İsveç’in NATO’ya üye olmak istemesi ilişkinin resmileştirilmesinden başka bir anlam taşımıyor. Ülkeye konuşlandırılacak füze sistemleri, NATO üslerinden şimdilik söz edilmiyor ama savunma giderleri ikiye katlanarak şimdiden NATO standardına uyarlandı. NATO standardının bir başka tarafı da tabii ki ordunun Amerikan silah sistemleriyle donatılması demek. Peki PKK’nin İsveç’te rahatça hareket etmesi, YPG/PYD’ye yapılan yardımlar ABD-NATO ilişkisiyle açıklanabilir mi? Başka türlüsü mümkün değil. Tabii İsveç’in kurulacağı söylenen yeni bir ülkeyle ilişkilerinde ekonomik çıkarlarını hesap ettiği de düşünülmeli. 

İLGİLİ HABERLER

POPÜLER GÜNDEM